Ağır iş
Yapılması zor iş, güç iş , zahmetli iş.
İncitmeden, can yakmadan iş gören.
"İğneyi Hatice hemşireye vurdurun eli hafiftir onun."
Yapılması zor iş, güç iş , zahmetli iş.
Akıllı, dengeli ve ölçülü bir kişinin yapacağı iş olmamak.
"Akıl kârımı şimdi senin yaptığın bu iş?"
Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir iş uğrunda boşuna çaba sarf etmek.
"Desene boşuna kürek çekmişiz, olmayacak bu iş."
İş yapmakta olan bir kimsenin çok yakınında, ayakları arasında gezerek onun iş yapmasını güçleştirmek.
Yaptığın iş, söylediğin söz çok yerinde. Ben de öyle düşünüyordum.
"Yaptığın iş, söylediğin söz çok yerinde; Allah senden razı olsun" anlamında hoşnutluk,...
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Sık sık düşünce, iş ya da tutum değiştirmek.
"Bir dalda dursaydı başına bu iş gelmeyecekti."
Bolluk, varlık, rahat ve huzur içinde olmak.
"Bir eli yağda, bir eli balda, daha ne istiyor ki?"
En etkileyici, en can alıcı yönden saldırmak; bir daha yaşama imkânı kalmayacak şekilde vurmak.
"Onları can evinden vurmalıyız ki bir daha bellerini...
Yapılacak iş ve bir şeyle oyalanma imkânı bulamamaktan duyulan tedirginlik, içine düşülen bunalım.
"Bütün gün evde oturuyor, can sıkıntısından ne yapacağımı...
Bütüne göre çok ufak bir parça.
"Onun yaptığı iş devede kulak kalır."
Süratli iş gören.
"Eli çabuk adamlara ihtiyacımız var."